Tüm yazılar

Öfkenin Ekonomisi: Algoritmalar Bizi Neden Kızgın Tutmak İster?

Sabah uyanıyorsunuz, telefonu elinize alıyorsunuz. Otuz saniye sonra kalp atışınız hızlanmış, çeneniz kasılmış. Birine çok kızgınsınız. Kime? Hiç tanımadığınız birine; hiç gitmeyeceğiniz bir şehirde, hiç tanışmayacağınız başka birine söylediği bir söz yüzünden.

Günün ilk duygusunu siz seçmediniz. Sizin için seçildi. Peki kim tarafından ve neden?

1. Dikkat Ekonomisinde En Değerli Duygu

Nobel ödüllü ekonomist Herbert Simon daha 1971'de şunu söylemişti: Bilgi bolluğu, dikkat yoksulluğu yaratır. Bugün sosyal medya platformlarının sattığı ürün içerik değil, sizin dikkatinizdir. Ve dikkat, en çok yüksek uyarılmışlık yaratan duygularla yakalanır.

Jonah Berger ve Katherine Milkman'ın New York Times'ın en çok paylaşılan haberlerini incelediği çalışma bunu net biçimde gösterdi: Hayranlık, kaygı ve öfke gibi bedeni harekete geçiren duygular içeriğin yayılmasını artırırken, üzüntü gibi "söndürücü" duygular azaltıyordu. Öfke, bu yarışın en güçlü koşucusudur.

2. Ahlaki Öfke: Bulaşıcı Bir Sinyal

New York Üniversitesi'nden William Brady ve ekibi, silah kontrolü, eşcinsel evlilik ve iklim değişikliği üzerine atılmış yarım milyondan fazla tweet'i inceledi. Bulgu çarpıcıydı: Mesajdaki her bir ahlaki-duygusal kelime ("utanç verici", "rezalet", "ihanet" gibi), paylaşılma oranını yaklaşık yüzde 20 artırıyordu.

Yale'den Molly Crockett ise bunun nedenini zarif bir şekilde açıklar. Gerçek hayatta bir haksızlığa sesini yükseltmenin bir bedeli vardır: karşılık görme riski, sosyal gerginlik, zaman. Dijital dünyada bu bedel neredeyse sıfıra iner; ödül ise (beğeniler, onay, aidiyet) anındır. Maliyeti düşük, ödülü yüksek bir davranış, kaçınılmaz olarak çoğalır.

Brady'nin 2021'deki takip çalışması daha da rahatsız edicidir: Öfke dolu paylaşımları için daha çok beğeni alan kullanıcılar, sonraki paylaşımlarında daha fazla öfke ifade etmeye başlıyordu. Yani platform, bizi öfkelenmeye eğitiyor. Klasik bir pekiştirme öğrenmesi; laboratuvardaki fare ile ekranın başındaki insan arasındaki fark, korkutucu derecede incelmiş durumda.

3. "Biz" ve "Onlar": Kutuplaşmanın Yakıtı

Cambridge'den Steve Rathje ve ekibinin 2021 analizi başka bir örüntüyü ortaya koydu: Karşıt siyasi grubu hedef alan paylaşımlar, kendi grubunu öven paylaşımlardan çok daha fazla etkileşim alıyordu. Karşı grubu ifade eden her bir kelime, paylaşılma ihtimalini yüzde 67 artırıyordu.

Bu, sosyal bilimcilerin duygusal kutuplaşma dediği şeyin dijital motorudur. Artık sadece farklı düşünmüyoruz; farklı düşünenden hoşlanmıyoruz, hatta onu insan olarak görmekte zorlanıyoruz.

2021'de basına yansıyan iç belgelere göre Facebook'un sıralama algoritması, 2017'den itibaren "kızgın" emojisi dahil tepkileri bir beğeniden beş kat daha değerli sayıyordu. Bu ağırlık sonradan düşürüldü; ama mantık çok şey anlatıyor. Algoritmalar kötü niyetli değildir; sadece etkileşimi maksimize eder. Ve etkileşimin en ucuz yolu öfkeden geçer.

4. Dijital Katarsis: Öfke Boşalır mı?

Bir önceki yazımda, öfkemizin dijital olarak emildiğini ve bir hashtag ile yaşanan "dijital katarsis"in eylem enerjisini sönümlediğini yazmıştım. Psikoloji araştırmaları bu illüzyonu bir adım öteye taşır.

Brad Bushman'ın 2002'deki deneyinde, kızdırılan katılımcıların bir kısmından kendilerini kızdıran kişiyi düşünerek kum torbasına vurmaları istendi. "İçini boşaltan" bu grup sakinleşmedi; tam tersine, daha öfkeli ve daha saldırgan oldu. Öfkeyi ifade etmek onu boşaltmıyor, prova ettiriyor.

Yani dijital katarsis iki kez illüzyondur: Ne gerçek bir rahatlama sağlar ne de gerçek bir değişim. Sadece bizi bir sonraki kaydırmaya hazır, tetikte ve ekranda tutar.

5. Kim Kazanıyor?

Bu denklemin kazananı bellidir: Ekranda geçirilen her dakika reklam envanterine dönüşür. Ama psikopolitik bir kazanç da vardır. Parçalanmış, birbirine öfkeli, her gün yeni bir küçük düşmanla meşgul edilen bir kitle, yapısal sorunlara odaklanacak enerjiyi bulamaz. Öfke var olmaya devam eder, ama dağınık, kişisel ve zararsız hâle getirilmiştir.

6. Öfke Yorgunluğu: Her Şeye Kızan, Sonunda Hiçbir Şeye Kızamaz

Sürekli öfkenin gizli bir bedeli vardır. Sinir sistemimiz, her gün yeni bir skandala tam güçle tepki verecek şekilde tasarlanmamıştır. Bir noktadan sonra beden kendini korumaya alır: Öfke yerini uyuşukluğa, ilgi yerini kayıtsızlığa bırakır.

Bu duruma öfke yorgunluğu (outrage fatigue) deniyor. Reuters Enstitüsü'nün her yıl yayımladığı Dijital Haber Raporu, haberlerden bilinçli olarak uzak duran insanların oranının son yıllarda belirgin şekilde arttığını gösteriyor. Katılımcıların sık dile getirdiği nedenler arasında haberlerin ruh hâllerini olumsuz etkilemesi ve kendilerini çaresiz hissettirmesi var.

Burada acı bir ironi saklı. Algoritmanın bizi ekrana bağlamak için kullandığı öfke, uzun vadede bizi tamamen koparabiliyor. Ve kopan insan, gerçekten önemli bir haksızlık karşısında da harekete geçemiyor. Psikolojide öğrenilmiş çaresizlik olarak bilinen tablo toplumsal düzeyde yeniden üretiliyor: “Ne yaparsam yapayım bir şey değişmeyecek” duygusu, eylem enerjisini kökünden kurutuyor.

Klinik açıdan da tanıdık bir tablo bu. Sürekli tetikte olmak, stres tepkisinin uzun süre açık kalmasına yol açar. Uyku bozulur, sabır azalır, yakın ilişkilerde tahammül düşer. Ekranda başlayan öfke, akşam yemeğinde partnerimize ya da çocuğumuza yönelen bir gerginliğe dönüşebilir. Dijital öfkenin faturası çoğu zaman ekranın dışında, en yakınlarımıza kesilir.

Kendinize sorun: Bugün kaç kez öfkelendim? Bu öfkelerden kaçı, hayatımda gerçekten bir şeyi değiştirebileceğim konulardaydı?

7. Öfkenizi Geri Almak

Öfke kötü bir duygu değildir. Adaletsizliğe karşı içimizdeki pusuladır. Sorun öfkenin kendisi değil, onun hasat edilmesidir. Birkaç öneri:

  • "Bu öfke kimin işine yarıyor?" diye sorun. Ekranda yükselen her öfke dalgasında bu soruyu bir filtre gibi kullanın.

  • Tepkiyi erteleyin. Paylaşmadan önce bir saat bekleyin. Gerçekten önemliyse bir saat sonra da önemli olacaktır.

  • Öfkeyi eyleme çevirin. Somut, yerel ve çevrimdışı bir adım, bin paylaşımdan daha fazla değişim yaratır.

  • Akışı değil kaynağı seçin. Kronolojik akışlar, bültenler ve RSS gibi sizin seçtiğiniz kanallar, algoritmanın sizin yerinize seçtiği akıştan daha sakindir.

Sonuç: Öfkeniz Değerlidir, Onu Bedavaya Vermeyin

Dijital çağın en sinsi dönüşümü, en asil duygularımızdan birini bir hammaddeye çevirmesidir. Adaletsizliğe duyduğunuz öfke, değerlerinizin bir göstergesidir. Onu, bir şirketin çeyrek dönem raporunda "etkileşim artışı" olarak görünmek üzere harcamayın.

Öfkenizi saklayın, besleyin ve gerçekten değiştirebileceğiniz bir şey için kullanın.